Reklam
Vakıfbank 970x250
Tarih : 2026-03-11 13:48:28

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Topraklarımıza göz diken olursa hodri meydan deriz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Grup Toplantısı'nda konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından bazı satır başları şöyle:

"81 vilayetimizin her karışında ‘Her şey Türkiye için’ şiarıyla, gece gündüz demeden fedakarca çalışan teşkilatımızın tüm mensuplarını, 11 milyon 550 bin üyemizin her birini saygıyla selamlıyor, Allah'tan kardeşliğimizi daim eylemesini diliyorum.

Yarın milletimizin ortak değerlerinin, ortak geçmiş ve gelecek tasavvurunun en veciz nişanesi olan milli mutabakat metnimiz olarak gördüğümüz İstiklal Marşımızın Kabulünün 105. yıl dönümünü idrak edeceğiz.

Vatan topraklarını hızla kara bulutların kapladığı bir dönemde merhum Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınan İstiklal Marşımız 12 Mart 1921 tarihinde TBMM’de tekrara tekrar okunmuş, ayakta dinlendikten sonra alkışlar ve gözyaşları eşliğinde Genel Kurul’un ekseriyet-i azimesiyle milli marşımız olarak kabul edilmiştir.

Bu topraklarda, ezelden ebede hür yaşamız milletimizi esir etmeyi amaçlayan emperyalist kuşatmaya karşı verilen milli mücadele, kahraman ordumuza verilen İstiklal Marşımızın kabulüyle kelimelerden mürekkep bir sancağa kavuşmuştur.

Sadece yazıldığı günler bakımından değil, muhteviyatı itibariyle İstiklal Marşı son devletimizin kurucu belgesi ve yapı taşıdır. Aynı zamanda milletimizin bağımsızlık beyannamesi ve hürriyet iradesinin manifestosudur.

Millet olarak hiçbir zaman korkmadık, korkuyoruz ve korkmayacağız. Şehit kanlarıyla sulanmış vatan topraklarında, nasıl 1000 yıldır alnımız ak, başımız dik bir şekilde hür yaşadıysak kıyamete kadar da hür yaşayacağız.

Önceki hafta yaşanan süfli ve seviyesiz tartışmalar babında yayınladıkları rezil bildirilerle devletimizin kurucu kodlarına ve milletimizin inanç değerlerine düşmanlık edenlerin, İstiklal Marşımızı bir kere daha okumalarını kendilerine tavsiye ediyorum.

Milli mücadeleyi zafere ulaştıran, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini atan, Türk milletinin mayasını çalan asli değerler; ezan, Kur’an, şehadet, bayrak, hürriyet ve her gönülde yaşayan i'la-yi kelimetullah davasıdır.

Bugün Asya’dan Afrika’ya, Kafkaslardan Balkanlara kadar Türkiye ve Türk milleti denilince akla ilk neyin geldiği belli değil midir? Bu değişmez gerçeklere gözlerini kapamak, bu hakikatlere sırt çevirmek mümkün müdür?  Birilerinin işine gelmiyor diye aslımızı, neslimizi, ruh kökümüzü inkar mı edelim? Nesli tükenmekte olanlar rahatsız oluyor diye bizi biz yapan kurucu değerlerimizi yok mu sayalım?

Beyefendiler istemiyor diye ‘Allah Allah’ nidalarıyla üç kıta, yedi iklimde at koşturan kahraman ecdadımızı ret mi edelim? Kimse kusura bakmasın biz bunu yapmayız. Biz aslımıza da ceddimize de sırtımızı asla dönmeyiz. Kim ne derse, kim hangi bildiriyi yayınlarsa yayınlasın bizi biz yapan hasletlere sıkı sıkıya sarılacağız.

86 milyon hep birlikte, birbirimizin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hukukuna canımız pahasına sahip çıkacağız. Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı olarak, bu aziz ve asil milletimizin bir evladı olarak, İstiklal Marşımıza da istiklalimize de son nefesimize kadar sahip çıkacağımızı bugün bir kere daha ilan ediyorum.

Bu vesileyle İstiklal Marşımızı bize armağan eden Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle yad ediyorum.

Bölgemizde uzun bir süredir krizlerin ve çatışmaların ardı arkası kesilmiyor. Kuzeyimizden Güneyimize mevcut çatışmalar sona ermeden bunlara her gün bir yenisi ekleniyor. En son İsrail’in tahrikleriyle komşumuz İran’a karşı başlatılan savaş hem coğrafyamızda hem de küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu.

Sorunların masada çözülme imkan ve ihtimali varken yanlış hesaplar, yanlış değerlendirmeler ve elbette gözünü kan bürümüz bir şebekenin kışkırtmaları neticesinde bölgemiz yeniden kan ve barut kokusuyla kaplandı. Saldırının başladığı ilk gün bir ilkokulda maalesef 175 kız öğrenci katledildi.

Bir anda hayatını kaybedenlerin sayısı 2 bine ulaştı. Bu arada dini lider Hamaney başta olmak üzere üst düzey İranlılar suikast yoluyla öldürüldü. Komşumuz İran’ın altyapısına ağır zaiyat verdirildi. Ekonomik ambargo ve ağır yaşam koşulları altıdaki İran halkı şimdi de her gün devam eden bombardımanla hayatta kalma mücadelesi veriyor.

Kadın, çocuk, yaşlı, sivil ayrımı yapmadan topyekun bir halka gelişmelerde hiçbir sorumluluğu yokken ağır bedeller ödetildiğini üzülerek görüyoruz. Petrol üretim tesislerinin, su ve enerji altyapısının, ulaştırma altyapısının vurulduğuna, insanların cezalandırıldığına şahit oluyoruz.

Öte yandan İran’a yönelik saldırılar başta petrol fiyatlarının artması olmak üzere küresel ekonomi üzerinde de ciddi baskı kuruyor. Şimdiden savaşın bizzat içindeki ülkeler değil, bütün dünya bu çatışmaların faturasını ödemeye hazırlanıyor.

Bu anlamsız, kuralsız, hukuksuz savaşın devam etmesi durumunda daha fazla can ve mal kaybı olacağını, küresel ekonominin faturasının daha da kabaracağını hepimiz şimdiden görüyoruz.

Türkiye olarak, çevresindeki krizlere duyarsız kalan, kriz anlarında dost ve kardeşlerine sırtını dönen bir ülke değiliz. Biz bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyetiyle hareket eden nemelazımcı bir ülke hiç değiliz.

Biz krizlerin çözümü için risk ve sorumluluk alan, gerektiğinde elini taşın altına koyan bir milletiz, böyle bir hükümetiz. Nitekim gerilimin çatışmaya dönüşmesini engellemek, meselenin müzakere ile çözülmesini sağlamak için yıllardır çaba sarf ediyorduk.

Çatışmaların başladığı günden bugüne hem İran hem ABD hem de bölge ülkeleriyle temaslar kurduk. Bu kapsamda 20’nin üzerinde telefon görüşmesi gerçekleştirdim. Diğer arkadaşlarımız da aynı şekilde muhataplarıyla sürekli temasta oldular.

Silahların susması için umudumuzu halen kaybetmedik. Bu savaş büyümeden, bölgeyi tamamen ateşe atmadan durdurulmalıdır. Şayet diplomasiye şans tanınırsa bunu başarmak mümkündür. Yeniden diplomasinin devreye alınması için girişimlerimizi sabırla sürdürüyoruz.

İçinde bulunduğumuz süresin hassasiyetine binaen kelimizi dikkatli seçiyor, dikkatle konuşuyoruz, Türkiye’yi rotasında tutmak ve etrafını saran ateşten korumak için son derece temkinli harekete ediyoruz. Başta mezhep kavgası olmak üzere bölgemizde sahnelenmek istenen kanlı senaryolara karşı da gerekli tedbirleri alıyoruz.

Biz bölgemizin tamamına olduğu gibi kardeş İran halkına da bu Şii’dir, bu Sünni’dir, bu Türk’tür, bu Kürt’tür diye hiçbir zaman bakmadık ve bakmıyoruz. Millet olarak bizim için Türk, Kürt, Arap, Şii, Sünni değil, sadece insan vardır. İster yanı başımızda ister dünyanın öbür ucunda olsun haksızlığa uğrayan, mağdur edilen, sıkıntı çeken kim varsa biz onun yanındayız.

Daha önce komşumuz Irak’ta bunu yaptık. 15 sene evvel kıtlıkla boğuşan Somali’de bunu yaptık. 13,5 yıl boyunca komşumuz Suriye’de bunu yaptı. 5’inci yılına giren Rusya-Ukrayna savaşında bunu yapıyoruz. Pek çok yerde bunu yaptık ve yapmaya da devam ediyoruz.

Irk, mezhep, din, dil, köken ayrımını reddediyoruz. Bizim 'Sünnilik, Şiilik' gibi bir dinimiz yok. Bizim tek bir dinimiz var, o da İslam.

Türkiye düşmanı lobiler tarafından sistemli şekilde yürütülen kampanyaların ardındaki asıl niyetin de gayet farkındayız. Allah'ın izniyle biz bu oyuna kesinlikle düşmeyeceğiz. Sağduyuyu ve soğukkanlılığı elden bırakmayacağız.

Türkiye, ülkelerden bir ülke değildir. Bu millet sıradan bir millet değildir. Türkiye'nin ve Türk milletinin karakterini tanımak isteyenler Kıbrıs'a baksın, istiklal harbimize baksın, Çanakkale zaferimize baksın.

Bu millet, namahremine uzanacak eli geçmişte olduğu gibi bugün de yarın da çelik gibi iradesi ve cesaretiyle kıracak güçtedir, azimdedir, kudret ve kuvvettedir. Türkiye’ye el uzatanın eli, dil uzatanın dili yanar. Biz macera peşinde, gerilim peşinde değiliz. Biz bölgemizin her karışında ve köşesinde sulhu sükunun hakim olmasından yanayız.

Biz savaşlardan bitap düşmüş, bıkmış, yorulmuş Orta Doğu’nun bir an önce kalıcı barışa ve istikrara kavuşmasından yanayız. Suriye’nin, geçmişte Irak'ın toprak bütünlüğünü savunduğumuz gibi bugün de İran'ın, Lübnan'ın, bölgedeki tüm ülkelerin toprak bütünlüğünü savunuyoruz. Bakın, bizim gerek ülkemiz içinde gerek bölgemizde adaletten, huzurdan, barıştan başka hiçbir gayemiz yok.

Kim olursa olsun hiçbir ülkenin egemenliğinde, topraklarında gözümüz yoktur. Ama topraklarımıza göz diken, egemenliğimize kasteden ve dahi macera arayan olursa ona da ‘Hodri meydan’ demekten çekinmeyiz.

Şurası bir gerçek ki, eğitimden ulaşıma, sağlıktan haberleşmeye kadar geniş bir yelpazede dijitalleşmenin sağladığı avantajlardan elbette hepimiz istifade ediyoruz. Bununla birlikte ekranda geçirilen süreler uzadıkça, ders başarısından aile ilişkilerine, sosyal becerilerden ruh sağlığına pek çok alanda çocuklarımız bundan olumsuz etkileniyor.

Geçtiğimiz aylarda yayınlanan bir uluslararası araştırmaya göre dünya genelinde internette geçirilen günlük ortalama süre yetişkinlerde 6 saat 38 dakika, televizyon izleme süresi ise 3 saat 13 dakikayı bulmuş durumda. Bir başka raporda 0-2 yaş grubundaki çocukların neredeyse yarısının akıllı telefonlarla bir şekilde temas halinde olduğu, 2000 ve sonrası doğan çocukların ekran sürelerinin ise 9 saate kadar çıkabildiği ifade ediliyor.

Türkiye’deki tablo ise üzerinde hassasiyetle durmamız gereken bir başka gerçekliği gözler önüne seriyor. Ülkemizde 4 saat 4 dakikası cep telefonlarından olmak üzere internette geçirilen günlük ortalama süre 7 saat 13 dakika, sosyal medyada harcanan haftalık süre ise 25 saat 4 dakikadır.

Sosyal medya platformlarına gerçek ve güvenilir yaş doğrulama mekanizmalarını uygulama zorunluluğu getirmeyi hedefliyoruz.

Emeklilerimize bir müjde vermek istiyorum. Emeklilerimizin bayram ikramiyelerini her yıl olduğu gibi yine bayram öncesinde hesaplara yatırıyoruz. Ayrıca emeklilerimizin bu ayki emekli maaş ödemelerini öne çekerek 14 Mart'tan itibaren ödemeye başlıyoruz. Hayırlı, uğurlu olsun diyorum.”

  Hibya Haber Ajansı

© Copyright 2026 siyasetten.com Tüm Hakları Saklıdır.
Web sitemiz Hibya Haber Ajansı Abonesidir.