Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Duran'ın konuşmasında satır başları şu şekilde:
''Yapay zeka da dahil olmak üzere birçok alanda devrimler gerçekleşiyor. Bunun anlamı, insan hayatının daha kolay hale gelmesi ve çok sayıda farklı tecrübeyi elde edebilir hale gelmesidir. Böyle baktığımızda, bunun bir kısmıyla sanal da olsa özgürlükler alemi olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bu dijital mecraların sunduğu sınırsız etkileşim imkanı, bizim ifade özgürlüğümüzü genişletmekle kalmıyor; öte yandan mahremiyete dair, bilgi kirliliğine dair, dezenformasyona dair ve toplumsal kutuplaşmaya dair yeni risk alanları da oluşturuyor.
Sosyal medya mecralarının, evet, bize kendimizi ifade etmede yeni imkanlar sunduğunu farkındayız. Ancak orası o kadar genişleyen bir alan ki, kendi halinde akıp giden bir sel gibi değerlendiremeyiz; buranın da bir regülasyonu gerekiyor. Burası, gittikçe büyüyen bir dünya olarak, aslında her şeyin fütursuzca ortaya koyulduğu bir alan olarak görülmemeli. Dolayısıyla buranın da düzenlemesi ve buraya dair kuralların olması çok önemli bir husustur.
Gençlerimiz için düşünüldüğünde, sosyal medyanın teklifleştirici bir alana dönüşmesi riski söz konusudur. Ortaya koyduğu özgürlüğün yanı sıra, bu tarafının da önemli bir şekilde dikkate alınması gerekir. Bugün baktığımızda, sosyal medyaya dair en önemli çalışmaları yapanlar, hatta sosyal medyanın özgürlük alanı olarak savunucusu olan kişiler dahi, bilgi, imge, moda, inanış, kanaat alışverişi gibi birçok alanda sosyal medyanın nasıl algoritmalarla yönetildiğini bize anlatmaktadır.
Dolayısıyla bu panelin, özgürlük, güvenlik ve sorumluluk üçlüsünde bir araya gelmiş olması bence çok değerli. Saygıdeğer misafirler, dijitalizm, sosyal medya, yapay zeka; bunların hepsi hız, sınırsızlık, kontrolsüzlük gibi konular olarak önümüze çıkıyor. Elbette bu alanların bir çerçeveye de ihtiyacı var. Önde gelen sosyologlar ve düşünürler, etik kavramının, özellikle ahlakın toplumsallığı üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini konuşurlar.
Bugün, dijital mecraların gençlere ve çocuklara toplumla doğrudan temas kurma imkanı tanıması, aynı zamanda bu mecraları etik tartışmalarının konusu yapmaktadır. Her anımızı kuşatan mahremiyet, güvenlik, sınırlar, toplumsal kaygı gibi birçok konuda etkili olan bu alanın etik anlamda da önem arz ettiğini söylemek gerekir.
Sosyal medya mecralarında enformasyon yapılmaması, nefret söylemine katkıda bulunulmaması, cinsiyetçi kodların beslenmemesi, sınıfsal adaletsizliğin pekiştirilmemesi, teşhirciliğin olmaması ve çocukların ruhsal ve zihinsel gelişimine olumsuz etkilerin olmaması gibi birtakım ilkeler üzerinde uzlaşmak zorundayız. Hem ulusal olarak Türkiye düzleminde hem de dünya düzleminde böyle bir ortak alanın oluşması gerekiyor.
Fakat bunun karşısında, kapitalist sistemin ortaya çıkardığı rekabetçi piyasa koşulları, tıklanma, etkileşim alma gibi birçok kaygı da söz konusu. Bu kaygıların zaman zaman, hatta sıklıkla etik sınırları aştığını ve sorun ürettiğini görüyoruz. Dolayısıyla ekran başında olan gençlerimizin algoritmalarla nerelere yönlendirilebileceğini görmek durumundayız. Bunların farkında olmadan hangi algoritmanın, hangi şirketin, hangi çıkar grubunun hatta hangi devletin, bizim mahremiyetimize ve dijital egemenliğimize yönelik ne tür kampanyalar içinde olduğunu fark etmeden, gençlerimizin sosyal medyadaki akım, düşünce ve kanaatlerle yönlendirilmesini başıboş bırakamayız.
Dolayısıyla, gerçeklikle olan bağımızı azaltacak ya da farklı gerçeklikleri zihinlerimize sokacak algoritmaların farkında olmak zorundayız. Dijitalleşmenin getirdiği riskler arasında sosyal izolasyon riski de var. Bunun yanı sıra dijital bağımlılık, bugünlerde en çok konuştuğumuz konular arasında yer alıyor. Bunu sadece bir diyet benzetmesi ile dijital detoks yaparak ya da dijital oburluktan kaçınarak aşamayız; bence bunun için çok daha fazlası gerekiyor.
Dijital mecraların sunduğu yapay mutluluk çerçevesi, kurgulanmış kusursuz hayatların albenisi, bizlerin, gençlerin ve çocukların yetersizlik duygusunu beslemesi; bireyin kendini gerçekleştirmesiyle ilgili çok sorunlu bir alanı açıyor. Filtrelenmiş görüntüler, uçlardan beslenen içerikler, idealize edilmiş ve maskelenmiş hayat kurguları, bütün bunlar çocuklarımız ve gençlerimiz için bir risk oluşturuyor ve ne yazık ki çokça tüketiliyor. Bu içeriklerin oluşturduğu video mecralarının yaygınlaşması, gençlerde dopamin temelli bir bağımlılık döngüsü ortaya çıkarıyor. Bizlerin çoğu bununla karşı karşıya. Durmadan kaydırılan ekranlar ve çok anlık seyredilen videolar, bambaşka bir dijital hafıza ve bambaşka bir dijital zeka oluşmasına yol açıyor. Bunun farkında mıyız? Bu durumun getirdiği zihinsel yorgunluk, anksiyete ve depresyon bizi ne kadar yoruyor, bunun farkında mıyız? Henüz emin değiliz.
Hatta bir takım ruh sağlığı kırılganlıklarından, dijital zorbalık, şiddet ve nefret dilinin giderek dijital alana hakim olmasından rahatsızlık duyuyoruz. Buna benzer eğilimleri besleyenlerin dijital dünyada kanaat önderleri ya da öne çıkan rol modeller olması ayrıca ciddi bir sorumluluk ve sorun alanı oluşturuyor.
Buraya kadar anlattıklarım içerisinde başka bir kritik meseleye de değinmek istiyorum: Çevrim içi oyunlar ve görsel paylaşım mecraları başta olmak üzere dijital ekosistem, zararlı içeriklere erişimi kolaylaştırmakta ve kişisel verilerin kötüye kullanımına zemin hazırlamaktadır. Bu alanın, benden önceki başkanların belirttiği gibi, sorumluluk duygusuyla yönetilmesi gerektiği, güvenimiz açısından da çok önemli bir husustur. Nitekim bu risklerden bir tanesi sanal bahis ve kumar içeriklerinin yaygınlaşmasıdır. Bildiğiniz üzere, Cumhurbaşkanımız bu konuya büyük önem atf ediyor ve hem yasal düzenlemeler açısından hem de toplumdaki farkındalığın artırılması açısından üzerinde yoğunlaşılması gereken konulardan biridir.
Elbette bu dijital dünyadan kopmak mümkün değil; ancak bu dijital dünyayı bizim yönetmemiz gerekiyor. Kontrolün bizde olması gerekiyor. Dijital dünyanın içinde savrulmamak için kamusal bir sorumluluk oluşturulması gerekiyor. Ben de kendi adıma, İletişim Başkanı olmanın yanı sıra bir baba ve akademisyen olarak, bu özgürlük ve güvenlik dengesinin sağlandığı bir dijital dünyanın temini için çok yönlü bir işbirliğinin gerektiği kanaatindeyim.
Devlet kurumlarımız elbette üzerlerine düşen rolü üstlenmek durumundadır; ancak milletimiz, bireyler ve bu dünyanın ortak sorumluluk anlayışını oluşturabilmek için katkı verecek bütün örgütlü yapılar, sivil toplum, akademisyenler ve önde gelen bireylerimiz kapsamlı ve etkin bir iş birliğine ihtiyaç duymaktadır. Bu ortak sorumluluk anlayışı ekseninde dijital platformlara da çok önemli roller düşmektedir.
O zaman şöyle özetleyebilirim: Devletimiz, oluşturulacak hukuki çerçevede düzenleyici ve denetleyici rolü üstlenecek; ailelerimiz, hem kendilerinin hem de çocuklarının farkındalık düzeyini artıracak; dijital platformlar ise daha fazla sorumluluk yüklenerek, gençlerimiz ve çocuklarımız için güvenli bir dijital dünyanın tesis edilmesine katkı sunacaklardır.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadeleriyle, dijital teknik kültürün, bilhassa gençler üzerindeki olumsuz etkilerini sadece topyekûn bir dayanışma ruhuyla engelleyebiliriz. İşte bu panelin, Cumhurbaşkanımızın belirtmiş olduğu bu amaca yönelik hizmet etmesini umuyorum.
Saygıdeğer misafirler, sosyal medya mecraları sadece ülkemiz için değil, tüm dünya için bir mücadele alanına dönmüş durumda. Pek çok ülke bunun için tedbirler alıyor. Günümüzde Amerika’dan Çin’e, Avustralya’dan Almanya’ya dünyanın dört bir yanındaki ülkelerde yaş doğrulama, ebeveyn onayı, algoritmik sorumluluk, kullanım sınırlamaları, dijital kimlik çözümlemeleri ve oyun içerik denetimleri gibi uygulamalar hayata geçirilmektedir.
Ülkemizde de sosyal medya kullanıcılarını korumaya yönelik bazı yasal düzenlemeler halihazırda yürürlükte: 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Kanunu’na göre, sosyal sağlayıcılar çocuklara yönelik ayrı hizmet sunma, reklam kütüphanesi oluşturma, plan hazırlama ve genel şeffaflık ilkelerine uymakla yükümlüdür. Yine, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, ülkemizdeki sosyal medya kullanıcılarının veri güvenliğini teminat altına almaktadır.
Şüphesiz bunlar çok değerli; ancak az önce bahsettiğim genişleyen dijital dünyanın gerektirdiği yeni yasal düzenlemelerin olduğu da açıktır. Çünkü teknoloji yerinde durmuyor ve yepyeni açılımlarla bize yeni senaryolar getiriyor. Bu çerçevede ilgili bakanlıklarımız ve Meclisimizin çok önemli çalışmalar yaptığını hatırlatmak isterim.
Malumunuz, dijital mecralarda çocuklarımızı bekleyen tehdit ve riskler taslak raporu, 13 Ocak’ta Meclisimizin ilgili alt komisyonunda kabul edildi. Raporda, çocuklarımızı dijital ilişkilerden korumak için kapsamlı öneriler detaylı bir şekilde ele alındı. Ben inanıyorum ki, dijital dünya, ailelerimizden devletin ilgili kurumlarına, sivil toplum kuruluşlarımızdan akademi dünyasına kadar geniş bir alanda çok güzel bir sonuç ortaya çıkaracak.
Bizler de İletişim Başkanlığı olarak, çocuklarımızın ve ebeveynlerimizin medya okuryazarlık düzeyinin yükseltilmesi ve dijital risklere karşı direnç ve farkındalıklarının artırılması çalışmalarına olanca gücümüzle destek oluyoruz ve bunu sürdüreceğiz. Bu panelde de inşallah çok güzel çıktılar ortaya çıkacak.
Değerli katılımcılar, ben bu duygularla panelimizin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Teşekkür ederim.''
Hibya Haber Ajansı
© Copyright 2026 siyasetten.com Tüm Hakları Saklıdır.
Web sitemiz Hibya Haber Ajansı Abonesidir.